Eylül'de tutsak düştük hüzünlü yüreklerimize.
Bazı gün, kimi olay ya da küçük bir kıvılcımın çığır açtığı
Yeni bir sayfa oluşturduğu anlar gibi.
Sekiziydi. Çarşamba'ydı.. Öğle vaktiydi…
A… tesislerinde geçmeyen zaman dilimine tutsakken
Otobüsten inen ilk ve tek yolcuydun, mavi mavi
İlk karşılaşma, ilk sarılış, ilk heyecan. ilk kıvılcımlarımız oldu
Mavi bir peri kızı olarak işlediğimde seni belleğime
Peri bacaları ziyaretimizin giriş kapısındaydık
Heyecan kasırgasıyla kuraklaşan boğazlarımızı
Çay ziyafetine yönlendirmeden valizini aldığımda, elinden
Nasıl da kızmıştım ''valizimi neden sen taşıyorsun''?
O ilk çay, ilk sigara, ilk mola, ilk bakış, ilk sohbet
Ve oturduğumuz o masa… çok konukladı bizi sonraları
Her konukluğunda kıvılcımlar büyüttük yanardağ ateşiyle
Asi kardelen yüreklerimiz mi çevirmişti cennete?
Akşamında ŞÖMİNE'li bir restoran ağırlarken bizi
O asil, o mahzun, o hüzünlü prenses gibi oturuşun
İlk güne, geceye, sevdamıza anlamlar yüklüyordu karşımda
Bakarken, derinliklerinde kaybolduğum gözlerinden
Ve dalga dalga içimi yakan dudağının kıvrımından
Kaçırırken gözlerimi, kimseler yoktu bizden başka adeta…
Dokuzu gösterirken takvimler serin bir sabahta
İlk sahanda yumurta eşliğinde ilk kahvaltımızdayız, ben gergince
Uçhisar kalesinden panoramik görüntüyü izlerken
Peri bacalarının tanıklığını düşündüm konuk aşklara
Eski bir kilisenin tarihçesini anlatırken görevli,
Kaç rahibe yıkanmıştı o kutsal banyoda, umarsız,
Kaç kez şarap içmişlerdi kendi bağlarının üzümlerinden.
Göreme'nin içinden Kızılırmak’a ulaşan kurumuş derenin
Üzerine bent yapılmış yükseltisindeyiz seninle…
Öğle saatlerinin güneşinden korunaklı bir ağacın altında,
Piknik türü bir masadayız… çevrede köpek yavruları
Çocukluğuma, gençliğime, askerliğime uzanıyorsun
Albüm sayfalarını her çevirdiğinde…
Günü geçirdiğimiz Göreme'de konuklanmalıyız bu gece
Ahşabın dayanılmaz cazibesini egzotik dekorla bütünleştiren
Bir SOFRA'da soluklanıyoruz akşam yemeğine…
Giysilerini restoranın otantik havasıyla örtüştüren
Sevimli bir garson kızın sunumunda, soğuk mezelerin,
Ve ardından masada kırılan testi kebabının tadındayım,
Sen hafif ve sebze ağırlıklı mezeleri tadarken
Olur mu bir '' Ah ulan Rıza'' okumadan masadan kalkmak…
Olanaklı olsaydı eğer zamanı durdurabilmek, yapabilseydim
Geldiğimiz gün durdurmak isterdim... çünkü
Şimdi takvimler on Eylül'de senin hüzünlüğündeydi…
Kokusu ve kendi bende saklı bir tutam saçının ikizini
Babadan oğula devam eden çömlek üreticisi ve
Dünyanın ilk saç koleksiyoncusunda bırakacağın
Söyle, hiç aklına gelir miydi Avanos'ta,
Dallarını suya vermiş Söğüt ağacını, Manda'sız
Kızılırmak'ta asma köprüde izlemekteyken…
Çayın en güzel tadı idi kürsü üzerinde içtiğimiz…
Güneşin batışını izlerken
'Gül Derlemeyi Bilmez Bizim Gençliğimiz' eşliğinde,
En güzel yansımasıydı gözlerinde güneşin kızıllığı
Ve bugün gördüğüm her gün batımında
Bir çift göz düşer yüreğime, kızıl bir alev olur…
SARAY gibi olmasa da mekânı, dekoru, görüntüsü
Konuklandık yine bir akşam yemeğinde, açlık-tokluk arası
En güzel, en anlamlı, en koyu sohbetimizdi
On bir tarihli güne başlangıcımız…
Öğleni gösterirken saatler, en büyük sürprizdi bize
Bağbozumu şenlikleri ve festivali…
Ebru sanatını, fotoğraf sergisini izlerken yan yana, el ele
Sanata, sanatçıya, emeğe saygıyı duyumsadık bir kez daha ve yine…
Çaysız, Türk kahvesiz, sigarasız tamamlamak var mıydı günü?
Dağıtamazsın sonra kafanı ve son anda fark edersin
Karayoluna ters istikametten girdiğini güneş batarken…
Yoksa son gecenin hüzünlerinde boğulan bir dalgınlık mıydı?
Bir önceki gecenin bozkır soğuklarında üşüyen yüreğimizi
ŞÖMİNE’li bir mekân ısıtmalıydı son gecemizde,
Şarabımız, rakımız, mezelerimizle uğurlamalıydık kasvetimizi
'Bir kızın olsaydı ne yapardın' diye sorduğunda
Dilime, ucuna gelen, geri giden tükenen sözcükleri
Zaman tünelinde yitirdim, sonradan sana hatırlamak üzere…
Tutsak düştüğümüz ilk Eylül'de
Güne son uyanışımız ve kahvaltımızdı ilklerin başlangıcında
Hüzün çöktü Kapadokya'ya, siyaha döndü mavi-beyaz bulutlar
Yanından, sağından, solundan, ortasından, kenarından
Geçtiğimiz, geçeceğimiz, ardımızda kalan her Peri Bacası
Hıçkırıklarına engel olurken hüzünlerimizde,
Onca yolun farkında olmadan girdik otogara…
Otobüsün basamağına ilk adımını atarken söylediğin
'Yerime oturduğumda gitmiş olmalısın, dayanamam' ile
Nasıl dayanacağımı, yitirdiğim aklımı arıyordum aslında
Üçüncü basamağına geldiğimde yolcu merdivenlerinin…
Ayağım, elim, yüreğim, aklım, tüm uzuvlarım durmuş
Yitip gitmiştim mahşeri bir karanlığın dipsiz kuyularında…
Ta ki gideceğim yön yerine, geldiğim yöne girene dek...
Eylül’müydü, rüya mıydı, yaşamış mıydık, var mıydık?
Dat dat diye uyaran otobüs şoförünün kornası olmasa
Kendime nasıl döneceğimi bilemiyorken uyanmıştım..
Yüreğime akıttığım gözyaşlarım bir benzin istasyonunda
Uykuya dalmam için zorlarken direksiyon başında beni
Ya sen şimdi hangi molada kaçıncı çayındaydın
Hostes kızın uyandırmalarının ardından…
Hangi anılarımızı katıp, karıştırıp içiyordun çay kıvamında.
Beraber içtiğimiz sigara öksüz kaldı şimdi…
Yoldaydım, yoldaydın, gidiyordun, gidiyordum, uzaklaşıyorduk
***Eylül tutsaklarıydık biz…
Ayrı yön ve kentlere gitsek de tutsaktık yüreklerimizce
***Eylül tutsaklarıydık biz…
Ayrılıkların, evliliklerin, hüzünlerin, güz başlangıçlarının
***Eylül tutsaklarıydık biz…
1 YIL SONRA - Adana
Olgun Ekinci - 04.09.2007